resim

GRİMM KARDEŞLER

Jacob Grimm ve Wilhem Grimm tanınmış iki Alman yazardır. (1785-1863), (1786-1859) Pek çoğumuz bu iki kardeşin masallarıyla büyümüş ve hala bu masalların gerek orjinali gerekse derlemeleriyle karşılaşıyoruz. Bir nesil onlara ait bu masalları okurken kime ait olduğunu bilmiyordu belkide. En bilindiklerden Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Hansel ve Gretel, Kırmızı Başlıklı Kız ve daha birçoğu. Bu iki kardeşte benim en çok dikkatimi çeken şey bu kadar masalı nasıl elde ettikleriydi? Ufak çaplı bir araştırma yapınca kardeşlerin çeşitli lehçeleri incelediklerini, birçok köy ve kasabaları dolaşarak, buralarda akşam sohbetlerine katıldıklarını, bu sohbetlerden edindikleri,yüzyıllardan beri anlatılan eski Alman şiirlerini, efsanelerini ve masallarını derleyerek edebi bir üslupla yeniden kaleme alarak yayınladıklarını görebiliyoruz. Yazdıkları masalları biraz araştırma yapıp detaylı incelediğimiz zaman aslında masalların alt metninde yatan çocuklara dair bir çok mesajla karşılıyoruz. Örneğin ufak bir örnek verecek olursam; masallarda sürekli olarak karşımıza çıkan karanlık ormanlar.. Masallarda tasvir edilen ormanların aslında bilinç dışımızın karanlık, saklı ve neredeyse girilemeyen dünyasını simgeler. Bu verdiğim örnek yalnızca bir tanesi diyebilirim. Yani toparlayacak olursak Grimm Kardeşler, aslında kişinin iç dünyasını, yaşadığı çevresel koşulları, aile problemlerini kısacası hepimizin gündelik olarak karşılaşabileceği problemleri masallarla ele almışlar. Çocuklara direk olarak ne yapması gerektiğini söyleyip yetişkin diktasının esiri yapmamış onların dünyasına masallar yoluyla girmişlerdir…

Emine Aydınoğlu

Ebru Sanatına Dair

Geleneksel Türk Sanatlarından biri olan ebru, suyun üzerinde resim yapma sanatıdır. Ebruda kullanılan kâğıda Türk kâğıdı denilmiştir ve bu sanatta kullanılan malzemeler kendine hastır. Bir teknenin içine kitre ile yoğunlaştırılmış su döküldükten sonra boyalar, fırçaların yardımıyla suyun üzerine bırakılır. Bu fırçalar at kılından ve sapları da gül dalındandır. Kişi, suyun üzerindeki boyaya ebru tarağı ve biz denilen malzemeler yardımıyla şekil vermekte özgürdür. Ebru dinamik bir sanattır. Kullanılan şekil ve desenlere göre ebru kendi içinde alt dallara ayrılır. Bunlar; battal ebru, gelgit ebru, helezonik ebru, bülbül yuvası ebru, şal ebrusu, hatip ebrusu, çiçek ebru ve taraklı ebrudur. Tüm ebru çeşitlerinin yapımına ilk önce battal ebru yapılarak başlanır. Benim ebru ile tanışmam liseye ilk başladığım yıla denk gelir. Seçmeli resim dersinde, renkleri suyun üzerinde özgürce hareket ettirmenin verdiği rahatlık hissini tatmıştım. Farkında olmadan haftada bir saat olan resim dersini iple çeker olmuştum. Dönem sonunda kendi yaptığım ebru desenli kitap ayraçlarımı elime aldığımda böyle hoş bir ürünü ortaya çıkarmanın hazzını yaşamıştım. Bu dönemde ebrunun kâğıt dışında herhangi bir nesne üzerine yapılabileceğini düşünmemiştim. Üniversite yıllarımda zaman zaman ebru sanatına özlem duyduğum oldu. Harekete geçip bir ebru kursu bulmaya karar verdiğimin hemen ertesi günü, tamamen şans eseri olarak, bir ebru atölyesi afişine denk geldim. Üstelik atölyenin yeri benim kaldığım yere yürüyerek beş dakika kadar uzaklıktaydı. İlk atölye de dahil olmak üzere, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde yapılan bu atölyeleri hiç kaçırmadım. Bu sayede ebru sanatını alçıya, bez çantaya, tişörte, telefonumun kılıfına hatta ve hatta kahve fincanına bile yapabileceğimi öğrendim. Anlayacağınız, kâğıttan ve birbirinden çok farklı nesneler üzerine de ebru yapılabilir. Üniversite yıllarımda, ebru sanatı ile iç içe olduğum bu dönem benim için çok değerli zamanlarımdandır ve bu hep böyle kalacak. Süreç içerisinde biriktirdiğim anılar ve bu anıların üzerimde bıraktığı etkiler hâlâ tazeliğini koruyor. Şimdilerde yine bu sanatın eksikliğini ve bir gün tekrar yollarımızın kesişeceğini hissediyorum.

Büşra ALTINIŞIK

DÖNÜŞÜM

Yaşamın böylesine zor ve çaba gerektiren dönemine denk gelmek belki de şanslı olduğumuzun bir göstergesidir. Fırsatlarla dolu bu nehirde sanatın kapısını açmak varolma şansımızı daha da arttırır. Duygu simülasyonunun kalem kalem dönüştürülmesi yöntemi sanatın kapısını tıklatma ile çözüme kavuşabilir. Duygular dönüştürülebilirler. Dönüşüm her seferinde daha hızlı ise daha fazla duygu deneyiminin oluştuğunu sezeriz. Acı ve sevinç gibi duygu durumlarının en uç noktasında takılıp kaldığımızda bir çıkış yolu aramak gerekebilir. Bu ucu görünmeyen ve bir döngü halinde devam eden mide bulantılarının bile dönüştürülmesi olağandır. Bir fonksiyon düşünelim. Hüzün, acı, sevinç gibi duygusal öğeleri girdiler bölümüne koyalım. Çoğu zaman İnsanoğlu kendi oluşturduğu denklemi işlediğinde çıktı olarak aynı duygu durumuna ulaşmadığını deneyimlemiştir. Ona göre girdi hüzün ise bir başkasının sevinci veya tam tersi de olabilir. Aynı hissi uyandıran sanat eserleri de bazen karşımıza çıkabilir. Örnek vermek gerekirse, bir müzik aleti çalan bireyin o müzik aletini virtüöz olarak çalmasını istediği için ya da hobi olarak edindiği bir yetenek yerine, duygularını dönüştürdüğü fonksiyon denklemi olabilir. İşte burada da sanatın bizleri değiştirdiğini görebiliyoruz. Modern zamanların içsel bunalımlarının en büyük ilaçlarından biri de sanattır. Üretmek, bilgileri kullanmanın yanında duyguları kalıcılıklarından uzaklaştırıp başka şekillerde vücut bulmasını sağlamaktır. Eserler hikayeler barındırırlar. Sanatçıların öz benlikleri hakkında bize bilgiler verirler. O yüzden bir insanı en iyi tanımanın yollarından biri de sanatını incelemek ve onun yaşadıklarını anlamaya çalışma çabasıdır. Modern zamanlarda gençlerin ve hatta yetişkinlerin bile duyguları bastırmak için kötü seçimler yaptığına şahit olmuşuzdur. Çocuklara küçük yaşta duyguları sanatla kontrol etmesini öğretebilirsek, topluma zararsız bireyler kazandırma yolunda çok fazla adım atmış oluruz. Sanat aynı zamanda hayal gücünü geliştirmek için bir fırsattır. Bir başkasının hayal gücü bizim hayal gücümüzü genişletebilir. Bu öznel aktarımlar toplumsal ruhun da sanatlaşmasına yardımcı olacaktır. Bireylerin üretme üzerine sancıları bu döngüde giderilir ve duygular özgürleşir. Özgür bireylerin özgünleşmesini sağlamak sanatın en güçlü erdemidir. Bireyler duygularını dönüştürdükleri kadar varoluş gösterirler.

Ceren Gündoğdu